Yazarlar

TOPLUMUN MİHENK TAŞI AİLE

İnsan düşüncesini belirleyen, genel anlamda içinde yaşadığı koşullardır.

TOPLUMUN MİHENK TAŞI AİLE

İnsan düşüncesini belirleyen, genel anlamda içinde yaşadığı koşullardır. Bir toplumda yaşam biçimi neyse, insanlar o yaşam biçimine uygun düşünce üretirler. Önce düşünüp sonra topluma uymazlar. Tam tersine toplumda gördüklerini bir düşünce biçimi olarak alırlar. Ne yaşanıyorsa yaşadıkları yerde ona göre düşünce üretirler. Ha, bunların içerisinde aykırı düşünen farklı bakış açısı olan olur mu, olur. Bunlar kimdir? Yaşadıkları topluma ayak uydurmakta zorlanan sanatçılar, düşünürler, yazarlar ve çizerlerdir. Bu olayın olumlu yönü. Olumsuz yönüyse, hırsızlar, soyguncular, üç kağıtçılar, dolandırıcılar, soyguncu ve sömürücülerdir.
Sömürücüler de o toplumun içerisinde gelişir ve doğal olarak bunlar birbirinden bağımsız değildir. Bireyin şekillenmesine elbette ailenin büyük bir payı ve rolü vardır. Ancak bu aile bir yere kadar ilgilenir. Bazı şeyleri denetim altında tutamayabilir. Zira, belli bir yaşa geldikten sonra çocuklar doğal olarak sokakta, bulunduğu çevrede ve etrafında yaşadığı toplumun yapılanmasıyla karşılaşırlar. Örneğin küfür, çalıp çırpma, yalan söyleme ve öldürme kavramı toplumsal yapının bireye dayattığı davranış halleridir. Önce toplumdur bozuk olan ve o toplumun içerisindeki çocukları ortaya çıkaran toplumun bozukluğudur. Hiçbir çocuk kendiliğinden birilerini incitmeye, kötülük yapmaya yönelik bir düşünceye sahip olmaz. Gözlerini açtıkları toplum tarafından verilir ve gördükleri her ne varsa karşılaştıkları andan itibaren düşünce sahibi olmaya çalışırlar. Bunun başlangıç noktası da okullardır. Mesela, ilk öğretimden başlayarak daha sonraki süreç için tamamını kapsar. Bazıları ailenin yoğun ilgi ve etkisinde kalırken, bazı çocuklar da ailenin klasik alışılagelmiş düşünce biçimini sonsuza kadar sadık olurlar.
Uç bir örnek verelim, babası peygamber olur oğlu kafir; oğlu peygamber olur babası kafir. Şunu demeye çalışıyorum. Hiçbir zaman bireyin düşüncesinin şekillenmesinde ailenin mutlak üstünlük karakteri söz konusu değildir. İlk etapta çocuğun kimliği toplumsal yapı içerisinde şekillenir. Hani büyüklerimiz demiş ya “üzüm birbirine baka baka kararır.” Çocuklar çevresindeki yaşam biçimi neyse o yaşam biçimini alarak kendisi için en olumlu yolu seçmeyi tercih ederler. Yani yaşamını sürdürebilmek için uygun olmayan yollara başvuracağı gibi, okuyup, yazıp bir eğitimci de olabilir. Bunların hepsi mümkündür. En tutucu en mutaassıp ailelerde bile, hırsız, üçkağıtçı, ailesine ve topluma tehlikeli çocuklar çıkabiliyor. Bunu engellemek, sadece bunların farkına varabilmek, belli bir zaman diliminden sonra gelir.
Şöyle bir örnek verebiliriz, anne, baba ve diğer kardeşlerin uyuşturucu hakkında bir ilgileri yok, fakat ailede bir çocuk uyuşturucu kullanıyorsa bu durumda o ailenin ne gibi bir suçu olur? Çocuk, çevresel faktörlerin etkisiyle doğrudan bağlantılıdır. Çocuk o kötü alışkanlığı çevresinde edinmiştir. Kısacası kurtlarla yaşayan, kurtların alışkanlığını edinir. Oysa insan düşüncesinin kaynağı çevreyle birlikte yaşadığının ta kendisidir.
Aile ne zaman ortaya çıkar? Aile, üretim araçlarının mülkiyetiyle birlikte ortaya çıkıyor. Tarihsel süreç içerisinde, insanların kullanabildiği tüm alet ve benzeri araçların mülkiyetiyle birlikte, kadın da mülkiyet olarak özelleşmiştir. Bir ve birden çok kadınla evlilik kaçınılamaz bir biçimde kadının erkek egemen toplumun mülkiyetine geçme süreci başlamıştır. Köleci toplumun karakteristik özelliği bu sürecin başlangıcıdır.
Kadın, köleleştirildiği andan itibaren erkeğin hegemonyasına bir üretici güç haline dönüşüyor. Kadın, sadece çocuk doğuran bir varlıktır.
Eşit insani koşullar kadın açısından tarihin belli bir evresine kadar, 20. yüzyılda Avrupa ülkelerinde gelişen devrimler sonucu kadının statüsü Avrupa ülkelerinde ortaya çıkıyor. 21. yüzyılda günümüzde halen kadın Ortadoğu’da cinsel bir obje ve yeri geldiğinde taciz, tecavüz edilen, her türlü haksızlığa, cinayetlere muhatap olma açısından halen bir araç halinde. Görmemiz ve bilmemiz gereken şu. Ortak öğretim de kadın da erkek de buluşuyor. Ortak yaşam, ortak paylaşım bu yaşam ve öğretimin aynı şartlarda ve koşullarda olması gerekiyor. Kimse, kimsenin ellinin kiri falan değildir. Kimse, kimsenin eline bakan ve yaşamını sürdürmek için, kocasının mülkiyet ilişkisinin üzerine kurduğu nesnelerle hayatını devam ettiren bir nesne, bir eşya da değildir.
Kadın bir birey ve bir insandır her şeyden önce. Onun için de evlilik bir mülkiyet ilişkisidir. İnsanın birbirini sevmesi, birbirine bağlanması, birbirini özlemesi, birbirini istemesinden daha doğal ne olabilir ki? Bunlar biyolojik fonksiyonların yansımalarıdır. Burada yanlış olan, şöyle bir dayatma var: Kadın, dışarı çıktığında başını örteceksin, gözünü kapatacaksın, kimseye bakmayacaksın, bensiz çarşı, Pazar ve markete gitmeyeceksin. Attığı her adımın hesabını veriyorsa kadın, burada büyük bir sorun var demektir. Bu tip baskılar kadını yok sayma değil de nedir? Kadına yönelik şiddet illaki eline sopayı alıp orasına, burasına vurmak, morartmak, kırmak değildir. Asıl şiddet psikolojik şiddettir. Psikolojik şiddet, fiziki şiddetten çok daha etkileyicidir, yaralayıcıdır aynı zamanda.
Tarih boyunca kadın, kıyılan, itilen, gözden çıkarılmış, horlanmış ve çocuk yaşta büyük insan olmuş. Ondan dolayı, cahil insanların evlenmesine ben şiddetle karşıyım. Çünkü kadını anlamayan kadının ruhunu, beynini, onun yaşam biçimini, onun kendisiyle eşit olduğunu kavrayamayan adamdan ne beklenir. Aynı şey kadın için de geçerli tabi ki. Oysa kadın doğurgan yapısıyla, hayatın ve var olmanın yegâne sebebidir. Ailede mutluluk, yaşamın içinde, özgürce yaşanmalı ki her sevgi, saygı, dayanışma çoğalsın. Kadın da erkek de verici ve paylaşımcı olmalı ki, çekirdek ailede verilen o ilk eğitim çok önemlidir. Ebeveynler eşit haklara sahip olduğunun eğitimini vererek çocuklarını büyütmeli. Bir çocuk neyi görerek büyürse o şekilde büyütür. Onun için iyileştirmenin, başarının yolu ailede başlar. Çocuk verilen şeyi alır, hiç şüphesiz ki önemli olan onu işlemek. Anne ve babanın görevi? Çocuğunu bir birey olarak yetiştirmek. Unutulmamalı ki sağlıklı ve gelişmiş bir toplum kendini geliştirmiş bireylerden, bu bireyler de sıcak bir yuvanın verdiği değerlerden oluşur.
İnsanın insanca kalmasında büyük rolü olan ev ve ailedir. Ama bazen ne kadar sevgi ve emekle büyütülmüş ve terbiye edilmiş olsa da nefsin ve diğer etmenlerin etkisinde kalan birey, ailesine sırt çevirebilir. Sonra gerçeklerle yüz yüze kalınca güvenli duvarlar ardından izlediği hayatlar ve zevkler kendisine o kadar da çekici gelmeyecektir. Duvarlar arasından içeriye süzülen fırtınanın uğultusuyla fırtınanın ta kendisi hiçbir olur mu? Ve dönüşü de (gidişi kadar ihtişamlı olmasa da) yine sırtını döndüğü yere olacaktır. Veya zulüm ve sömürü çarkına takılmış bir vaziyette kalabilir ki her ne kadar bunun ihtimalde bile bulunmasını istemesek de…

Aysel Özdemir Kelekçi

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL